Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Sevilay KARABULUT
Sevilay KARABULUT

Zorbalık: Sessiz Başlar, Can Alır

Merhaba sayın okur, nasılsınız?
Bugün size, son zamanlarda sıkça duyduğumuz ama aslında uzun zamandır hayatımızda olan bir kelimeden söz etmek istiyorum: zorbalık.

Sözlüklerde “zor kullanarak, baskı yaparak istediğini yaptıran kimse” olarak tanımlanır zorba.
Ancak bu kelime yalnızca fiziksel güçle ilgili değildir.Bazen bir bakışla, bazen bir kelimeyle, bazen de uzun bir sessizlikle başlar.

Toplumda yeni bir kelime gibi dursa da, aslında hep vardı zorbalık.Eskiden mahallede “gücü yeten”in sesi çıkardı, bugün sosyal medyada “kelimesi kuvvetli” olanın.Yani zaman değişti ama yöntemler değişmedi; yalnızca alan büyüdü.

Son dönemde özellikle okullarda yaşanan akran zorbalığı olayları hepimizin yüreğini sızlattı.
Çocukların birbirine uyguladığı şiddet, alay, dışlama…Biz “çocuk bu, yapar” diye geçiştirirken, o çocukların kalplerinde görünmez yaralar açılıyor.

Ama artık mesele sadece yaralanmak değil sayın okur.Son günlerde, bir tartışma sonucu kafede hayatını kaybeden çocukları konuşuyoruz.
Sokakta, bir anlık öfkenin, bir cümlenin, bir bakışın bedelini canıyla ödeyen çocukları…Bir çocuğun ölümü haber olmamalıydı; onların gülüşlerinden hanımelleri toplamalıydık.Ama ne yazık ki artık neredeyse sıradanlaştı.

Klinik psikolog ve pedolog arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerde dikkat çekici bir ortak nokta vardı:
Akran zorbalığı sadece okulda değil, yetişkinlerin dünyasında da farklı biçimlerde yaşanıyor.
İş yerinde mobbing, aile içinde duygusal baskı, sokakta tahammülsüzlük,sosyal medyada linç kültürü…Hepsi aynı zincirin halkaları aslında.

Klinik psikolog bir dostum şöyle diyor:
“Zorbalık bir yaş grubu sorunu değil, bir karakter sorunudur. Gücü elinde tutan her insan, sınırını bilmezse zorbalığa meyleder.”

Zorbalığın kökeninde çoğu zaman değersizlik hissi, güçsüzlük korkusu ve sevgisizlik yatar.
Zorba kişi, kendi içindeki eksikliği başkası üzerinde güç kurarak tamamlamaya çalışır.
Ve ironik biçimde, en çok bağıran aslında en çok duyulmak isteyendir.

Bir pedolog arkadaşımın sözleri de kulaklarımda çınlıyor:
“Zorbalığın kökü çocukta değil, yetişkinde başlar. Çünkü çocuk, evde gördüğünü okulda tekrar eder.”

Bugün bir çocuğun eline telefon verip, ekranın karşısında yalnız bırakıyoruz.Sosyal medyada bilinçsizce paylaşılan her cümle,alayla yazılan her yorum,linçle çoğaltılan her etiket,bir başka çocuğun ruhunda iz bırakıyor.

Zorbalık artık sadece baskı değil;klavyeyle yapılan bir şiddet,sessizce büyüyen bir yaradır.

Toplum olarak farkında olmadan biz de zorbalığı besliyoruz.”Sesini çıkarmazsan ezilirsin”,
“Biraz sert ol, yoksa kimse seni ciddiye almaz” gibi sözlerle gücü sevgiye tercih ediyoruz.
Oysa asıl güç, başkasını bastırmakta değil; anlamaya çalışmakta gizlidir.

Sayın okur;Zorbalık bir çağın hastalığı değil, insanın iç sesine yabancılaşmasının sonucudur.
Belki artık bu kelimeyi daha çok duyuyoruz ama yaşadıklarımız yeni değil;sadece artık adını koyabiliyoruz.
Ve adını koymak, iyileşmenin ilk adımıdır.

Bugün bir çocuğun, bir çalışanın, bir annenin ya da bir arkadaşın sesini duyarsak,yarın daha adil, daha empatik bir toplumda uyanırız.

Unutmayalım; zorbalık bulaşıcıdır, ama merhamet de öyle.Hangisini yaymak istediğimiz, bizim elimizde.

Kalın sağlıcakla, sayın okur…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER