Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Gizem Nur BOZOĞLAN
Gizem Nur BOZOĞLAN

Göz Ardı Edilen Gençliğin Yarına Dair Korkusu

Türkiye’deki gençlerin gece uyurken hatta sabah uyandıklarında bile yüzlerine çarpacak şekilde akıllarına gelen ilk şey gelecek kaygısıdır. Peki bu kaygı neden oluşur?

Ekonomik açıdan düşüklüğün tetiklediği ve liyakat sisteminin belirsizliğidir. Bu cümleyi daha açık hâle getirirsek, ekonomik açıdan yetersiz olan ve yaşamı boyunca bu yetersizliğin getirdiği bağımsızlaşamama korkusu ile yaşamındaki bütün çabalarının göz ardı edilip, bir tanıdık veya referans sebepleri yüzünden önüne geçilen geleceğinin korkusudur.

“Aşılması Gereken Bir Tehdit Algısı”

Gençlerin üzerinde oluşturduğu en büyük olumsuzluk ise bu durumların getirdiği “tehdit” ve “umutsuzluk” duygusunun artışıdır. Bu artışın günlük rutinlerini etkileyecek dereceye gelmesi de Türkiye ve toplum için gerçek bir sorundur. Peki gençleri etkileyen baskılar nelerdir?

Her köşe başında olan üniversitelerin kapasitesinin artışından kaynaklı birçok okuyan genç varken buna eşit sayılabilecek şekilde iş gücünün olmamasıdır. Okumasa bile hayata erken atılan gençler için ekonomik zorluğun baskısıdır. Aile ve toplum baskısının, kendi yaşıtlarının eşit olmayan farklı hayatlarının, sosyal yaşamlarının en basit rutininin bile imkansız hâle gelmesi, çabalarının olumsuz yanıtlar vermesi, üniversite okuyan gençlerin okulda eğitimden çok adaletsizlik ve haksızlık üzerine yaşadığı durumların ağırlığı ve dahasıdır. Bütün bunlar psikolojik açıdan dışarıya karşı belli etmeseler bile savaştıkları en belirgin duygu ve düşüncelerdir.

“Eğitimin Yetersiz Kadrosu”

Sosyal ve psikolojik baskıların dışında, eğitimcilerin yetersiz kadrosu yüzünden birçok genç hayallerine küsüyor, geleceklerinden vazgeçiyor. Peki bu yetersizlik nedir? Akademik kadroların eğitim seviyelerinin düşüklüğü, insani ahlak açısından eksikliği, öğretilen bilgilerin yine yetersizliği ve uygulamanın olmamasıdır. En çok da eğitimden ziyade “birinin hakkına nasıl girildiğinin en yalın halidir”, “yalakalığın, ders notları üzerinde zirve yaptığıdır”, “torpilin kol gezdiğidir”, “ayrımcılığın gizli saklı değil açık açık yapıldığıdır”, “adaletsizliğin en üst seviyesinin görüldüğüdür”. Bütün bunlar gençlerin sadece eğitimle değil, adaletsizliğin de gözler önüne serilen barizlikleriyle de uğraşmalarıdır.

“Literal Mücadelenin Ağırlığı”

Gençlerin yaşadığı bu sıkışmışlık bir alışılmışlık değil; adaletsizliğin, haksızlığın, eşitsizliğin içinde hayatta kalma mücadelesidir.

Türkiye’nin en büyük sermayesi olan genç nüfus, bugün bir kaygı sermayesine dönüşmüş durumda. Liyakat temelli sistemin eksikliği ve ekonomik öngörülemezlik bitmediği sürece, bu kaygı dağı büyümeye devam edecektir. Gelecek kaygısı bir psikolojik rahatsızlık değil, sosyolojik toplumsal bir sorundur. Ve bunu düzeltmenin yolu antidepresanlardan değil, adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı durarak, meritokrasinin varlığını unutmamaktır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER