Merhaba sayın okur, nasılsınız? Hayatla aranız nasıl; konuşuyor musunuz hâlâ, yoksa uzun süredir sadece susarak mı anlaşıyorsunuz? Ruhunuz hazır mı… Yoksa yeni bir yıla, yorgun bir valizle mi giriyorsunuz?
2025…
Acısıyla tatlısıyla bir yıl değil, adeta bir ders defteriydi.
Kimi satırları gözyaşıyla yazıldı, kimi satırları sabırla beklendi.
Kayıplar yaşadık.
En sevdiklerimizi sonsuzluğa uğurladık.
Ardımızdan kapı kapandı sandık ama meğer bazı vedalar insanın içinde hep açık kalıyormuş.
Yokluğa alışmayı değil, yoklukla yaşamayı öğrendik.
Mucize diye bir kelime varsa, onun sabırla akraba olduğunu gördük.
Beklemeyi öğrendik…
Tevekkülü kabullendik…
“Allah’ın dediği olur” deyip sustuk; çünkü bazen susmak, en derin duadır.
Güzel anların sonsuza kadar sürmediğini fark ettik.
Bir kahkahanın, bir sohbetin, bir sarılmanın ne kadar kıymetli olduğunu…
Hayatın her anının emanet olduğunu öğrendik.
Yarının aslında sadece bir zaman kavramı olduğunu gördük.
Bugün varken yarını erteleyenlerin, çoğu zaman hiçbir şeye yetişemediğini anladık.
Değer bilmeyenlerle yollarımızı ayırdık.
Kalabalıkların içinde yalnız kalmaktansa, yalnızlığın içinde kendimize yakın olmayı seçtik.
Herkesin önceliğinin kendi kabuğu kadar olduğunu, herkesin yükünün de kendi vicdanı kadar ağır geldiğini fark ettik.
Peki ya 2026?
Takvim güncellenecek, evet.
Rakam değişecek, ajandalar yenilenecek.
Ama hayat…
Hayat aynı yerden devam edecek.
Aynı gökyüzü, aynı sabahlar, aynı dualar…
Değişecek olan tek şey, bizim bakışımız olacak.
Eğer öğrendiklerimizi yanımıza alırsak, 2026 yeni bir yıl değil; yeni bir fark ediş olacak.
Sayın okur,
Yeni yıl mucizeler vaat etmez.
Ama biz istersek, farkındalık sunar.
Kalın sağlıcakla…
Ve unutmayın; hayat takvimden değil, kalpten sayılır.

Hayat takvimden değil ,kalpten sayılır çok güzel bir kapanış cümlesi olmuş.