“Birinin yüzüne bakıp ‘engelli’ demek, aslında kendi vicdanındaki çürümenin adıdır. İnsanlara etiket değil, hak ettikleri değerle hitap edin; onlar eksik değil, özeldir.
Yıllar önce bir kursiyerim vardı… Belinde ciddi bir rahatsızlık olduğu için kambur yürürdü. Uygulamalı tiyatro kursuma her hafta gelirdi. Bir gün merkeze giderken onu yolda gördüm. Kulaklık takmıştı, müzik öyle yüksek geliyordu ki dışarıdan bile duyuluyordu. Seslendim, duymadı. Derse geldikten sonra molada yanıma aldım.
“Bugün seni gördüm, seslendim… Duymadın,” dedim.
“Hocam kusura bakmayın,” dedi.
“Kusur değil,” dedim. “Ama bu kadar yüksek sesle müzik hem kulağına zarar verir, hem yolda korna duyamazsın.”
Bana ne dese beğenirsiniz?
“Hocam… Ben yolda yürürken insanlar bana acıyarak bakıyor. Hastalığımla ilgili sözler söylüyorlar. İster istemez duyuyorum. Bir defasında küçük bir çocuk annesine, ‘Anne adama bak, iki kat olmuş,’ dedi ve güldü. O gün bugündür kulaklık takıyorum.”
O an buz kesildim. Sözde ‘uyarı’ yaptığımı sanarken, kendi nezaketsizliğimle yüzleştim. Kendimden utandım.
Bugün 3 Aralık Engelliler Haftası’na bakıyorum…
Özel bireyler için programlar düzenleniyor ama haftanın adı bile incitici. “Engelliler Günü, Engelliler Haftası.”
Neden “Özel Bireyler Günü” değil?
Birçok programda protokol sahneye çıkıyor, karşısında yüzlerce özel birey varken gözlerinin içine baka baka,
“Engelliler gününüz kutlu olsun,”
diyor.
Yahu… Bu nasıl bir hitap?
Sen bana baka baka benim özrümü neden yüzüme vuruyorsun?
Bir insana “engelli” diye seslenmek, onun kalbini çizmekten başka ne işe yarar?
Lütfen… Özel bireylere hitap ederken daha dikkatli olalım.
Kelime küçücük olabilir ama gönülden vurur.
Unutmayalım: Onlar engelli değil; gönlü güçlü, değeri büyük özel bireylerdir.”
