4 Mart Dünya Obezite Günü’nde açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Lezan Keskin, Türkiye’de fazla kilolu ve obez bireylerin oranının yüzde 72’ye ulaştığını belirterek, obezitenin artık bireysel bir sorun olmanın ötesinde ciddi bir halk sağlığı tehdidi haline geldiğini ifade etti. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Endokrinoloji Uzmanı olarak görev yapan Keskin, Dünya Sağlık Örgütü’nün obeziteyi “vücutta anormal veya aşırı yağ dokusu artışı” olarak tanımladığını hatırlattı.
Obezitenin diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, solunum problemleri, karaciğer yağlanması, bazı kanser türleri ve kas-iskelet sistemi hastalıklarına zemin hazırladığını belirten Keskin, erken teşhis ve tedaviyle obezitenin kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Son 40 yılda dünya genelinde obezite oranlarının yaklaşık üç kat arttığını ifade eden Keskin, Türkiye’deki diyabet ve obezite çalışmaları sonucu obezite oranının yüzde 35, fazla kilolu ve obez birey oranının yüzde 72 olduğunu söyledi. Hedef kilosunda olan birey oranının ise yüzde 28 civarında olduğunu aktardı.
Cinsiyet dağılımına değinen Keskin, obezite oranının kadınlarda yüzde 41, erkeklerde yüzde 21 olduğunu belirtti. Kadınlardaki yüksek oranın doğurganlık, emzirme süresi ve ev içi kısıtlı yaşam gibi faktörlerden kaynaklanabileceğini ifade etti. Keskin ayrıca, obezitenin yalnızca irade eksikliğinden kaynaklanmadığını, hareketsizlik, teknolojik cihazlar karşısında uzun süre vakit geçirmek, yüksek kalorili beslenme, uykusuzluk ve hormonal sorunların da etkili olduğunu söyledi. Ailesel yatkınlık ve genetik faktörlerin de önemli olduğuna dikkat çekti.
Obezite tanısında en pratik yöntemin beden kitle indeksi (BKİ) olduğunu ifade eden Keskin, 18,5–24,9 aralığının normal, 25–29,9 aralığının fazla kilolu, 30’un üzerinin obezite ve 40’ın üzerinin morbid obezite olarak değerlendirildiğini belirtti. Bel çevresi ve bel-kalça oranının da metabolik ve kardiyovasküler risk açısından önemli olduğunu vurguladı.
Tedavide ilk basamağın yaşam tarzı değişikliği olduğunu kaydeden Keskin, porsiyon kontrolü, düşük kalorili beslenme, şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durma ve düzenli fiziksel aktivitenin temel yaklaşımlar olduğunu söyledi. Haftada en az 5 gün, 30 dakika tempolu yürüyüşün hem kilo kontrolü hem de şeker, tansiyon ve kolesterol dengesi açısından faydalı olduğunu belirtti.
Yaşam tarzı değişikliği ile hedefe ulaşılamayan hastalarda hekim kontrolünde ilaç tedavisine başvurulduğunu, gerekli durumlarda cerrahi yöntemlerin uygun merkezlerde uygulanması gerektiğini ifade etti. Keskin, Dünya Obezite Günü mesajını “Erken tanı komplikasyonları önler, kardiyovasküler riski azaltır ve yaşam kalitesini artırır. Daha sağlıklı bir yaşam için kilomuzu kontrol altında tutmalıyız” sözleriyle tamamladı.
