Ak parti chp iyi parti mhp mikail pelit cem parlak
DOLAR
8,4705
EURO
10,2921
ALTIN
502,04
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Malatya
Parçalı Bulutlu
31°C
Malatya
31°C
Parçalı Bulutlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
32°C
Perşembe Az Bulutlu
32°C

Savaşın asıl mağdurları kim?

Değerli okuyucularım, bu yazımda; geleceğini, hayallerini, yuvalarını, umutlarını paramparça olan ülkelerinde kaybetmiş kadınlar ve kaybetmeye mahkum bırakılan kız çocuklarından bahsetmek istiyorum.

Konuya girmeden önce özellikle şunu belirtmek istiyorum ki; Suriye meselesinde Avrupa ülkeleri, bizim de tarafı olduğumuz 1951 Cenevre Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler gereği mülteciler konusunda sorumluluk paylaşma yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Suriye’de yaşananlara ilişkin sorumluluk sadece bölge ülkelerine ait değildir. Sözleşmeye taraf bütün ülkelerin sorumluluğu bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti Suriye’deki iç savaşın başladığı ilk günden itibaren gerek bölgesel gerek uluslararası platformlarda Suriyeli mültecilerin haklarını en yüksek sesle dile getiren ve savunan devlettir. Bu kapsamda maddi, manevi tüm imkânlarımızı Suriyeli kardeşlerimize sunmuş durumdayız. Fakat kayıtlı ve kayıtsız toplam sayıları 4 milyonun üzerinde olan Suriyeli mültecilerin her ihtiyacına yetişmek hele ki dünyanın böylesine bir krizden geçtiği dönemde tabi ki mümkün gözükmemektedir. Mültecilerin, özellikle de aralarındaki korunmaya muhtaç daha kırılgan kesimin (kadınlar, çocuklar LGBTİ) sorunları ve ihtiyaçları tartışılırken, dünyanın içinde bulunduğu bu kriz ortamı, ekonomik çalkalanmalar ve diğer ülkelerin bu soruna yaklaşımları da göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye politikasına karşı olan tek taraflı ve realiteden uzak eleştirilere hak vermek zannımca doğru olmayacaktır. Unutulmamalıdır ki Türkiye dünyada en kalabalık mülteci nüfusu olan ülkedir. Bu hususlara değindikten sonra asıl konuma dönmek istiyorum.

2021 Mart ayı itibariyle ülkemizde geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli KADIN sayısı 1.694.064’tür. Pek tabi ki koruma altına alınamayan ve kaydı bulunmayan daha on binlercesi…

Savaşın en acımasız yüzünü yine onlar gördü. Sırtlarında karnı aç çocuklarıyla, ellerinde avuçlarında hiçbir şey olmadan geldiler. Çaresiz, bitkin ve umutsuz bir şekilde bize sığındılar. Kimi ölmekten korkup geldi, kimi namusu için…

Kayıtlı olmayanların sayıları her ne kadar net bir şekilde bilinemese de çok açık olan bir şey var ki Suriyeli kadınlar çift dikiş olarak suiistimale açık hale geldi. Hem mültecisin hem kadınsın yetmez mi hele bir de LGBTİ üyesiysen vay haline! Toplum tarafından düşünülen şey; “NEFES ALMAN BİLE GEREKSİZ” Bir insanın sırf cinsel eğilimleri dolayısıyla yaşam hakkına göz dikilmesi pek tabi ki kabul edilemez. Fakat ölümden, kandan, savaştan kaçıp kurtulmaya çalışan WERDE isimli Suriyeli kadın ki – Cihangir’de öldürüldü – ve diğer binlercesi için bu durum kabul görmüş gibi. Bu kimselerin Kimsesizler mezarlığında son bulan ama ilgi çekmeyen hikâyeleri devam ediyor vicdanlarda…

Bu kadınların ailesi yok, parası yok, kocası savaşta ölmüş, çocukları aç ya da ailesinden şiddet görmüş, kocası tarafından bedeni satılığa çıkartılmış ya da babası tarafından 30 yaş büyük bir erkeğe satılmış…

Onlara bizler gibi imkanlar sunulmadı, gençliğinin baharında yaşlı erkeklerle evlendirildiler. Okul mu ? Yok artık daha neler… Onun hayalleri önemli değildi. Sadece bir değiş tokuş meselesiydi. Onun evlendirilmesi demek ailesinin karnının doyması demek çünkü. Hatta daha da ileride ailenin namusu için izdivacı önemli !

Şiddet gördü, tecavüze uğradı, yok sayıldı, soyutlanıp ötekileştirildi. Küçük yaşlarda evlendirilip bunca zulme uğradıktan sonra o zindandan kaçıp başka bir parmaklığa takıldı: bedenini satmak… Şunu bilmek zorundayız ki bu insanlar isteyerek bu işi yapmıyorlar. Buna katlanmak zorundalar yaşamaya devam edebilmek için.

Herhangi bir güvenceye sahip olmayan ve eşi, sevgilisi, abisi tarafından ya da hayat şartlarından dolayı bedenini satmaya zorlanan binlercesi var. Üstelik insani şartların hiçbiri sağlanamamakta bu kaydı olmayan kadınlara. Fakat büyük ihtimalle çoğumuz bu gerçeği bilmemekte. Biz onları göremeyiz, duyamayız çığlıklarını. Aynı sokaklardan geçip evimize giderken bilemeyiz mağdur olduklarını. Seslerini çıkartamazlar çünkü. Neden mi? Kayıtları yok, geri gönderilmekten korkuyorlar, ne iş yaptıkları açığa çıkarsa öldürülme riskleri var, varsa eğer ailelerinin duymalarından korkuyorlar. Özetle açık bir cezaevi onlar için hayat…

Toplumsal ve ekonomik dışlanma bir yandan yoksulluk ve güvencesizliği beraberinde getirirken diğer yandan bedenini satmak zorunda kaldıklarından dolayı suçlu oldukları hissiyatı ve kabulü ile baş etmek zorunda olan birçok Suriyeli seks işçisi (kölesi), bu işte çalışmak zorunda bırakıldıkları için hiç bir şekilde hizmet alamayacaklarına dair yaygın bir kanıya sahip. Hastane, adliye, karakol, sığınma evleri vb. kurumlar onlar için korku verici yerler. Çünkü hem yaptıkları iş hem kadın olmaları hem de mülteci olmaları toplumumuz açısından son derece kabul edilemez! Ayrıca önlerinde çok derin bir dil ve dolayısıyla iletişim sorunu bulunmakta. Düşünsenize bir anlığına hastalandıklarında hastaneye gidemediklerini ya da soyulduklarında, istismar edildiklerinde ve hatta şiddet gördüklerinde polise adliyeye başvuramadıklarını…

Devletimizin geniş bir yelpazede imkanlar sunduğu Suriyeli mülteciler arasındaki bu kırılgan kesim ne yazık ki bu imkanlara toplumsal nedenler kaynaklı ulaşamamaktadır.

Mülteciler, özellikle bu kırılgan kesim açısından durum pek iç açıcı olmasa da tabi aramızda ekmeğini paylaşmak istemeyen, misafirliğin tadı kaçtı diyenlerimiz azımsanmayacak derecede fazla. Geçici koruma altındalar ama bu geçicilik ne zaman bitecek diyenler de yok değil. Haklı veya haksız demek zor tabi bu yorumlara.

Ülkemize daha önce de Körfez savaşında, İran devriminde, Sovyet-Afgan savaşında ve daha birçok olayda milyonlarca insan sığındı fakat bu durum geçici oldu her zaman. 1, 1,5 bilemedin 2 yıl sürdü bu toplu göçler. Suriye sorununun uzunca yıllar devam etmesi ve Suriye topraklarının devletlerin arka bahçeleri olarak kullanılması sonucu mülteciler 10 yıla yakındır bizimle beraber yaşıyor. Ve daha da uzunca seneler yaşayacağa benziyor.

Uzunca sürmesi beklenen bu ilişkinin huzur içerisinde geçmesi için Suriyeli mültecilerin haklarının neler olduğu konusunda bilgilenmemiz gerekiyor. Onlara yapılan her hizmetin özellikle sosyal ve ana akım medya tarafından yardım veya iyilik gibi gösterilmesi toplumumuzu kışkırtıyor. Oysa gerek uluslararası gerek iç kanunlarımız (örn. yabancılar ve iltica kanunu) uyarınca Suriyelilerin de bir takım hakları bulunmaktadır.

Medya tarafından kullanılan kışkırtıcı dil her seferinde mazlum insanların maddi manevi zarar görmesine yol açıyor.  Bu dilin bir an önce terk edilmesi dileğiyle…

 

KAYNAKÇA

. 1951 Cenevre Sözleşmesi, Yabancılar Ve Uluslararası Koruma Kanunu

. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği UNHCR https://www.unhcr.org/tr/unhcr-turkiye-istatistikleri

. Bilkent Ünv Göç Konuşmaları Serisi: Mülteciler/Misafirlerimiz: Tanıdıklarımız ve bu seferki farklılıkları

. Werde isimli Suriyeli kadın: https://kaosgl.org/haber/suriyeli-trans-kadin-istanbulrsquoda-olduruldu

. Türkiye’de Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler ve Seks İşçiliği rapor KEMAL ÖRDEK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0 Paylaşımlar
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.