Beyin Olmayınca…
Aslında tüm suç bende. Beyin kırıntısı bile olmayan insanlara laf anlatmak mümkün değilken, ben kalkıp bu beyhude konuda çaba sarf ediyorum. “Normalde it ürür, kervan yürür.” deyip geçmem gerekirken, belki bir şey öğrenir diye oturup cevap veriyorum.
Bakın aklıma ne geldi? Eşek, kurt ve aslanın hikayesi. Hepiniz bilirsiniz. Eşek, kurtla konuşurken çimenlerin sarı olduğunu iddia eder. Kurt da yeşil olduğunu söyler, kavga ederler. Konu ormanlar kralı Aslan’a kadar gider. Aslan ikisini de çağırır ve der ki: “Eşek haklı, çimenler sarı.”
Eşek oradan ayrıldıktan sonra Kurt, Aslan’a “Gerçekten otları sarı mı görüyorsun?” diye sorar. Aslan “Tabii ki sarı değil, yeşil.” der. Bunun üzerine kurt sorar: “O zaman neden beni haksız buldun?”
Aslan da kurda şöyle der: “Ben otun renginden dolayı değil, eşekle tartıştığın için seni haksız buldum.”
Aynı bu konumdayım. Eşeklerle, beyinsizlerle tartışmak yoruyor beni.
Beni tanıyanlar bilir; inanmadığım hiç kimseyi, hiçbir konuyu savunmam. Ama inandığım insanları sonuna kadar savunurum. Had bildirmem gerekirse, bildirmekten hiç çekinmem.
Danışman olmak için aynı yerde olmaya gerek olmadığını bilmeyecek kadar cahil birileriyle muhatap olmak, kaderin bir cilvesi olsa gerek.
İnsanları asla küçümsemem, ama yaptıklarını eleştiririm.
Beni eleştiren, bana laf söyleyenlere bir bakın: Çapına bakın, kapasitesine bakın, mesleki bilgi ve becerisine bakın. Ben mesleki bilgi ve tecrübemin zekâtını versem, senin gibi 100 tanesine mesleki bilgi ve beceri olur.
Unutma, bana her saldırıda cevabını alırsın.
Cevap veremeyince hakaret edip durursun, böyle…
